« Önceki | Sonraki »

16/12/2007

Şakağına Mermiler Sıkılır Tomurcukların

ŞAKAĞINA MERMİLER SIKILIR TOMURCUKLARIN

Önce sen gittin bir yerleri söküldü bedenimin
Yağmur benzeri umutları tutup kirpiklerimde
sonra ben gittim
Bağbozumu yalnızlığın alt üst ettiği bedenim burada kaldı, yarım

Bildik ayrılıklara çıkınca bütün yollar
ve bütün yollar çığlıkların demlendiği adreslere varınca
Yarıda kalmış sevdamın üzerine kocaman kilitler asıldı
ve düğümleri çözülmez oldu suskun dudakların
Yalnızlığın çıkmazında yolumu kaybederken
gece doğar gözlerimde
Gözler ki günışığına özlemli
Gözler ki azar azar suyu çekilen ağaçların tersine
yağmur biriktirir kuyularında

Sesini taşımaz oldu rüzgarlar

Hayallerim yaşlandı önce takvim yapraklarından daha çabuk
ve akrebi kovalayan yelkovandan hızlı
Maviliğini yitirip erkenden kararınca akşamlar
ve rengini yitirince bahar
düşlerim çürüdü sonra zamansız toprağa düşen yapraklar gibi
Odam küflenmiş yalnızlığında sonbahar kokarken
kokunu taşımaz oldu rüzgarlar

Bir kaçamak busenin sıcaklığını yaşamaktı tek isteğim
saatlerin en öksüz zamanında
içli şarkılar dinleyip başıboş yalnızlık içinde
Acılar kav olup yüreğimde yangınlar çıkarırken arka arkaya
dilsiz ve sağır bu ürküten sessizliğinde geceler boyu
ana rahmine düşen cenindir sevdam sonu belirsiz
Her gece aynı soğuk iklimler kuşatırken yatağımı
tekil sevdam çoğul hüzünler doğurur sancılı

Şimdi bilmediğim coğrafyalarda
bir katre aleve gizlenen güneşler doğar
umutlar sulanır ilkyaz yağmurlarıyla dokunulmadık
Oysa burada sonu gelmez kışlara hükümlüdür mevsimler
Oysa burada şakağına mermiler sıkılır tomurcukların
Ayrılık
karanlık
yalnızlık olunca koca bir sevda
taze intiharlar peşinde can alıcı kuşlar dolanır kanatları açık

Bizi taşımaz oldu rüzgarlar  

Atila Işık

 

29/7/2007

Yola Çıktım Sana Geliyorum

YOLA ÇIKTIM SANA GELİYORUM

 

Bir zamanlar dört duvar arasına hapsedilmiş yüreğinde

dağ başı yalnızlığıyla kopan fırtınaların savurduğu

Tüketilen zamanlar içinde

yürek yangınıyla kehribara dönmüş

karanlıklara dost gece yolcusuydum

Şimdi ayak izlerini siliyorum yalnızlığın

Ruhunu yıkamak için

bulutlara gizlenen yağmurlarla yola çıktım sana geliyorum

 

Sana geliyorum

eskitilmemiş hayaller ve iki kişilik sevdayı koyup koynuma

Bahçelerdeki ayrık otlarına inat

baharın tüm tonlarında

her an patlamaya hazır sevda tomurcukları gibi

 

Ve kim kurbandır ve kim cellat düşünmeden

bir ırmak gibi akmak için yüreğine

yağmurları bekleyen gözyaşlarıyla yola çıktım sana geliyorum

 

Korkutmasın gecenin karanlığı

Korkutmasın bu ürküten sessizlik

aç pencereleri

aç kapıları

ve aç yüreğini sonuna dek

çık sokaklara

çık caddelere

ve dilinde bir şarkı olsun kavuşmaya dair

 

Sana geliyorum

kopartıp yalnızlığın dikenlerini birer birer

sevda gergefinde bin yıldır özlenen seni işleyip

 

Geceyi aydınlatan ışıklar içinde yola çıktım sana geliyorum

25/7/2007

Sevdanın Halleri

SEVDANIN HALLERİ

Yüreğim sebildir
sana duygularını böyle kendiliğinden akıtırken
İşte bu
sevdanın ‘sen’ halidir

Susuzluğunu gidermekten öte okşanası bir çiçektin
Dokunurdum taç yapraklarına dokunur gibi saçlarına
İlk rüzgarda savrulmaya hazır saçların vardı senin
İçinde bilinmezliklerin gizlendiği
iki su damlası gibi bakardı gözlerin
Ve dokunmaya kıyamadığım ellerin vardı senin

Ne zaman gelsen gidişlerin olurdu yanında bir hediye gibi
Her gidişinde, seni soranlara
“geri gelecek” der avuturdum kendimi
Oysa bir ben bilirdim gitmelerin hüznünü
Bir ben bilirdim yürek nasıl param parça olur
umut çiçekleri nasıl boyunlarını büker erkenden
Sonbahardaki ağaçların çaresizliğine benzeyen
bir benim yapraklarım kopardı zamansız
Gidişlerin vardı senin hiç alışamam sandığım

Şimdi öğrendim kırlangıç fırtınasını beklerken
yağmuru dinmiş, suya hasret çöle düşmüş gibi böyle tek başına kalınca
Öğrendim sevdadan bir adım sonrasının ayrılık olduğunu
Öğrendim gidenlerin bir daha dönmediklerini
Ve öğrendim kalanların şiir şiir ağladıklarını
Soranlara “buz gibi yataklardan yalnız uyanıyorum” diyorum artık
İşte bu
sevdanın ‘sensizlik’ halidir

Biliyor musun hüzün dolaşsa da damarlarımda kan yerine
acıtmıyor şimdi sensizlik güllerinin dikenleri batarken parmaklarıma
Ve biliyor musun düşle gerçek arası bir yerlerde geçerken günlerim
Alışamam sanıyordum ama alıştım yalnızlığına da  

Atila Işık

25/7/2007

Emanet Sözler Dağıtan Şair

EMANET SÖZLER DAĞITAN ŞAİR

Renklerin gölgelediği duvarlardan düşen
çizgiler ki masaya
dokunur yüreklere, yaralar inceden bir sızı ile

Hele gece olmuşsa
hele radyodan sonbaharsa dökülen yaprak yaprak, şiirler yayılır
yürek kapılarını çalmak için
dört bir yana, şairin yüreğinden emanet sözlerle

Masanın iki kenarına oturup
kimsesizliğin boşluğunda
birbirinden uzak iki kent gibi, konuşmadan
bakışırız gece boyu
bakışırız konuşmadan
Arada yollar
arada uçurum, iki ayrı penceredeymiş gibi
bakışırız konuşmadan
Gece çoğalır odanın titrek ışıklarında
ve tülbentten süzülür araya yalnızlık, konuşmadan
bakışırız gece boyu

Ressamın elinde fırça, fırçanın ucunda renkler
renkler ki hüznün rengi
renkler ki siyaha boyar duvarları bıkmadan
Dışarıda can çekişirken ay ışığı
yıldızlar arasında, emanet sözler dağıtan şair
darağacına çekilir, yağlı bir ilmektir ayırtında
Birbirine yabancı suspus olur yürekler
konuşmadan, sokağın ilk köşesinde ayrılık, yanlarında
şairden emanet sözler

Bir duvarda renkler üşür
bir masada sevdalar, bir de yüzyıllık yalnızlığı içinde ben
‘umut beklemektir’
zaten sevdanın bir adı da “umut” değil mi  

Atila Işık

25/7/2007

İlk Yaz Sabahlarına Gizlenen Yaşam

İLK YAZ SABAHLARINA GİZLENEN YAŞAM

Paslı kilitler içinde anahtarların açmadığı
küf kokan rutubetli odalara saklanan geçmiş
ve dokunulsa pul pul dökülecek bilinmedik anılar
Anılar ki her gidenin ardından patlayan fırtına
Anılar ki derin çizgilerle çınarın gövdesinde yeni halkalar

Oysa körpe bir fidan kadar diri ve dokunulmamış
ilk yaz sabahlarına gizlenen
yaşanacak günler duruyordu daha

Ne zaman düşler sonbaharlara kuruluyor
İşte o zaman ilk rüzgarla savruluyor ne varsa gelişlerden yana
Batık bir vapurda kapalı kalıyor gözler
Gözler ki mavi ışıklar içinde
Gözler ki yaşama sevdalı

Zaten bu gel git akşamlar ve yağmurlardan oluyor ne varsa
vurgun yiyip çıkamayışlar karaya
ve kıyılarda sönmeyen yangınlar
Yangınlar ki titrek bir mum ışığında yazılmış şiirin başlattığı
Yangınlar ki bir sıcak nefesin çoğalttığı

Adanmışsa maviliğe yaşam
Geceler eritiliyorsa yalnızlık potasında
ve körükle harlanan ateşler içindeyse gidişler
İlk yaz sabahlarına gizlenen yaşanacak günler
şimdi çelik bir doğuştur küller arasında

de ki akşamdı gittim
de ki vapur dumanlarıyla geldim  

Atila Işık