« Önceki |

26/4/2006

YÜZLERİNİ YİTİRMİŞ KİMLİKSİZ HAYALLER

YÜZLERİNİ YİTİRMİŞ KİMLİKSİZ HAYALLER

gece derin uykuda iken
ayak sesleri çekilmiş kaldırımlarda
karanlığın koynuna yürüyorum

sıkı kapatılmış perdelerden sızan ışıklar
sarı birer leke gibi yoluma çıkar

yüzlerini yitirmiş
kimliksiz hayaller
bir hüzünlü şarkının nakaratını
bin yıllık yalnızlığıma katık eder

kaç kişiler
ve nereden geldiler

bağdaş kurup ayak yorgunu kaldırımlara
sorguya çekilir yalnızlığım
terklerime
vedalarıma otopsiler yapılır
yürek kanlarımın damladığı masalarda

neşterler dokunur yalnızlığın sardığı tenime
yüreğim tutunmaya çalışır
bir sevdanın sıcaklığına

kibritin göz kamaştıran ışığından korkar
yüzlerini yitirmiş
kimliksiz hayaller
nasıl geldilerse yalnızlığıma
kelebeğin kanat çırpması kadar kolayca
çıkıp giderler

yalnızlık yüreğimi titretir

bir acı kahvenin dostluğunu ararım
sıkı kapatılmış perdelerin sakladığı evlerde
dokunurum zillere
kapıları açan olmaz
 

Atila Işık

 

26/4/2006

YÜREĞİME SONBAHAR GELİR

YÜREĞİME SONBAHAR GELİR

bu kentin yedi tepesine
yedi ayrı yağmur düşerken
bir nazlı yağmur damlası değer
ben adını yazarken
buğulu camlara
yüreğime sonbahar gelir

başımızda kavak yelleri eserken
içine kurt girmiş gibi çürüyüp
kendiliğinden kırılıverince
bizi bağlayan dallar
yüreğime sonbahar gelir

annenin sıcaklığı ve sevgisinden
ve masallarından uzak
karanlık bir odada yapayalnız
ürkek bir çocuk gibi kaldığımda
yüreğime sonbahar gelir

deli bir yalnızlık rüzgarına benzeyen
lodosta ağaçlar titrerken
yerinden kopan yapraklar değil
takvimlerdeki günler gibi
yüreğime sonbahar gelir

ısıtmayan güneş
gri bulut ve kederli yağmurlarıyla
yüreğime sonbahar gelir
 

Atila Işık

26/4/2006

YÜREĞİMDE SONSUZLUĞA MAHKUMSUN

YÜREĞİMDE SONSUZLUĞA MAHKUMSUN

duydum ki
soranlara “unuttum” diyormuşsun
“bir sevda yağmuru gibiydi
ıslandım... bitti”

ne çok papatyalardan fallar baktık seninle
ne çok şarkılar tuttuk
ne çok şiirler okuduk seninle

aynalarda yüzün
kapı kollarında izin kaldı
öksüz bıraktıkların onlar mı yalnız
yalnız onlar da mı kaldın sanıyorsun

yastıklarda kokun
yürek odamda sen
sonsuzluğa mahkumsun
 

Atila Işık

 

26/4/2006

YOKLUĞUNDA

YOKLUĞUNDA

sayısını unuttuğum
yok olduğun geceler
ve o gecelerde
seni anlatan dizeler
“geleceksin” diye başlayıp da
“sen gelmez oldun”a bağlanan

sesin
kokun
ve sıcaklığından uzak
bu yaban kentte
ve bu kentin ıssız sokaklarında
sana benzeyen
ve seni anımsatan
varsın ya da yoksun kaosunda
sönmeyen bir ateş sarmalında
adını haykırdığım
sessiz çığlıklarım
düşer kaldırımlara
 

Atila Işık

26/4/2006

YEDİ TEPEDE ÖLÜMÜNE YEDİ SEVDA

YEDİ TEPEDE ÖLÜMÜNE YEDİ SEVDA

Güvercinlerin beklediği bir avuç yemdir;
Yeni Camii önünde...
Beşiktaş’tan Üsküdar’a, Kadıköy’e yolcular taşır martılar;
Bir simit parasına...
Balkonlarında baharlar açar her renkten.
Balık kokar Karaköy...

Yedi tepesinde yedi sevda yaşanır.
Yalan aşklar, ölümüne sevdalar bazen...

Bir çay içimi kadar uzakta Emirgan,
şiirlerin en güzeli Piyer Loti’de dökülür dudaklardan.
Kavgaların en belalısı Taksim’e sığmaz,
imzasız anlaşmalar Kadıköy’de yapılır.
Ortaköy’den Nevizade’ye kadehler kaldırılır;
Rakıların en hası,
şarapların en yıllanmışı...

Yedi tepesinde yedi sevda yaşanır.
Yalan aşklar, ölümüne sevdalar bazen...

Kanserli bir hücreden kurtulmak ister gibi,
intiharlara adanır köprüleri;
Adalar yolunda,
bir vapur güvertesinde içilmeyi bekleyen çaylara inat...
Sahaflar’dan alınan bir eski kitapta aranan sevda;
Kumkapı meyhanesinde şarkı olur...

Yedi tepesinde yedi sevda yaşanır.
Yalan aşklar, ölümüne sevdalar bazen...
 

Atila Işık